Excerpt for Özay Gönlüm by , available in its entirety at Smashwords













Özay

Gönlüm















Emre SARI

Özay Gönlüm

Copyright © 2017, (Emre SARI)

Tüm hakları yazarına aittir. Yazarın izni alınmadan kısmen veya tamamen çoğaltılması veya farklı biçimlere çevrilmesi yasaktır.

BİRİNCİ BASKI: 2017

Yayınevi Adresi:

NoktaE-Book Publishing

Aşağı Pazarcı Mah.1063 Sokak.No:7

Antalya / TÜRKİYE

Iletişim: noktaekitap@gmail.com

Web:http://www.noktaekitap.net

Bu kitabın tüm hakları ve sorumluluğu Emre SARI’ya aittir..

Kapak: NOKTA E-KİTAP

Yayınlayan: NET MEDYA YAYINCILIK

Nokta E-Book International Publishing









GIRIŞ

Özay Gönlüm baba tarafından Denizliliydi. Babasının askeri görev aldığı Erzincan'da 1940 yılında doğdu. Küçük yaşta ağız armonikası çalarak müziğe başladı, ortaokul yıllarında keman çaldı. Bağlama çalmaya başladıktan sonra, 1965 yılında köy köy dolaşıp derlemeler yapmaya başladı. Özellikle Ege yöresinden pek çok türkü derledi. Yurttan Sesler'in kurucusu Muzaffer Sarısözen'in davetiyle Ankara Radyosu Yurttan Sesler programına misafir sanatçı olarak katılmaya başladı. Kısa bir süre M.E.B. Film ve Radyo Telavizyon Merkezi'nde çalıştıktan sonra Yurttan Sesler'de "yetişmiş saz sanatçısı" olarak çalışmaya başladı.

1973'ten sonra on yıl kadar İzmir Fuarı'nda sahne aldı. Özellikle bu yıllarda şöhreti yayıldı. Pek çok 45'lik ve uzunçalara imzasını attı. Kendi derlediği ve TRT repertuarına kazandırdığı yüzlerce türküden "Çöz de al Mustafa Ali", "Sobalarında kuru meşe", "Denizli'nin horozları", "Evlerinin önü bulgur kazanı", "Avşar Beyleri", "Cemilemin gezdiği dağlar meşeli", "Tepsi tepsi fındıklar", "Şu dağlar tepe tepe"yi bu dönemde plaklara okudu. Ama asıl satış rekorlarını "Ninenin Mektubu" plaklarıyla kırdı. Onlarca mektubu plaklara okudu. Denizli şivesi ile anlattığı bu hikayeler ve fıkralar çok sevildi.

Saz çalıp söylemenin yanına şovmenlik ve taklit yeteneğini de katmıştı. Gönlüm, radyo programlarında bağlama çalmasına rağmen cura ve "şelpe" tekniğine de çok önem vermiştir. Ege yöresinde Ramazan Güngör'den Hamit Çine'ye kadar bir çok cura çalanla çalışmış, katıldığı programlarda her boydan cura çalmıştır.

70'li yılların sonunda esprili kişiliği ve türkülerinin yanı sıra bağlama yapımcısı Cafer Açın'a yaptırdığı "yâren"i ile de ünlendi. Cura, bağlama ve çöğürü içeren bu sazla televizyon, radyo ve konserlerde şovlar yaptı.

TRT için pek çok alanda çalışan Gönlüm, 80'li yıllarda Maliye Bakanlığı'nın televizyon için hazırladığı KDV reklamlarında oynadı. Ayrıca bazı radyo tiyatrolarında, tarıma ve çocuklara yönelik televizyon programlarında yer aldı.

"Yâren"ini yanına katıp 42 ülkede konserler veren Özay Gönlüm, Kültür Bakanlığı Hagem'de Repertuar Kurulu üyeliği, TRT Türk Halk Müziği Repertuar Kurulu üyeliği ve birçok sınavda jüri üyeliği görevlerinde de bulundu. Son süreli yayını olan TRT 1'deki "THM İstekler Programın"da dinleyicileriyle buluşan Gönlüm, yâreni, boy boy curası ve söylediği türkülerle Türk dinleyicisine yine doyumsuz geceler yaşatıyordu.

Özay Gönlüm, 1 Mart 2000 Çarşamba günü, birkaç gündür tedavi gördüğü Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Hastanesi'nde gece yarısına doğru solunum yetmezliğinden vefat etti. Hiç kimsenin beklemediği bir anda neşeli simasını ve türkülerini sevenlerinin anılarında bırakan Gönlüm, Türk Halk Müziği repertuarına da derlediği 1000 kadar ezgiyi bırakmıştı.

Hakiki bir sanatçı olan Özay Gönlüm’ün (1940-2000) şahsında sanatıyla toplumun önünü aydınlatan, yüreğini ferahlatan, yüzünü güldüren bütün sanatçılarımızı saygıyla anıyoruz… Türk Müziğine yaptığı değerli katkılardan ötürü kendisine müteşekkir olduğumuzu belirtmek istiyoruz.

















Özay Gönlüm

Doğum Yeri: Erzincan

Doğum Yılı: 1940

Özay Gönlüm 1940 yılında Denizli'de doğdu. 2 Mart 2000 yılında Ankara'da yaşama gözlerini yumdu.Ege Bölgesi ve özellikle de Denizli yöresi ile özdeşleşmiş ve mizahi unsurlara rahatlıkla yer verdiği çalışmalarının ustalığı ve derinliği zamanla farkedilmiştir. Türk Halk Müziği'nin büyük üstadlarındandır.

1940'ta Jandarma Astsubayı olan babasının görevli olduğu Denizli'de dünyaya gelmiştir. Ailesi Denizli'nin Tavas ilçesine bağlı Kızılcabölük beldesindendir. 1953 yılında başladığı Denizli Erkek Sanat Enstitüsü'nde farklı kişiliği ve müziğe yatkınlığı ile okulda sevilen biri oldu. 16 yaşında Türk türkülerinin en ünlü derleyicisi olan Muzaffer Sarısözen'le tanışması kariyerinde belirleyici oldu.

Ankara Radyosu Yurttan Sesler programıyla sanat dünyasına adım attı. Belli bir süre Milli Eğitim Bakanlığı Film Radyo Televizyon Merkezi'nde çalıştı.

1966'da "yetişmiş saz sanatçısı" olarak Ankara Radyosu'nda çalışmaya başladı.

Özellikle Denizli yöresinin türkülerini, sesi ve sazı ile mikrofonlara taşıdı. Çalıp söylediği Ege türküleri kadar, taklit yeteneği, şovmenliği, fıkraları ve kullandığı Denizli şivesiyle folklara zenginlik kattı.

1960'larda sahneye de çıkan sanatçı, 1973'ten itibaren düzenli şekilde İzmir Enternasyonal Fuarı'nda sahne aldı. Başta Zeki Müren olmak üzere pek çok ünlüyle aynı sahneyi paylaştı. Bir Yeşilçam filminde başrolde oynadı. TRT'de, tarıma ve çocuklara yönelik programlarda yer aldı.

Kültür Bakanlığı Halk Müziği Geliştirme Merkezi (HAGEM) Repertuvar Kurulu üyeliği yaptı. Son televizyon programı ise TRT-1'deki "Türk Halk Müziği İstekleri" oldu.

Radyo oyunlarında ve tiyatrolarında roller alan Özay Gönlüm, radyo ve TV'lerde yayınlanan 'Nineden Mektuplar' tiplemesiyle çok sevildi. "Çöz de Al Mıstıvali" türküsünü, "Fişini de Al Mustafa Ali" diye de seslendirerek, halkı fiş toplamaya davet etmesiyle sosyal şuurunu da gösterdi.

Avrupa, ABD, Avustralya, Çin ve Hindistan'da konserler veren Özay Gönlüm, başta Denizli ve Kütahya yöreleri gelmek üzere pek çok yöreden 3400'den fazla türkü derledi.

Özellikle, "Denizli'nin Horozları" (Çil Horoz), Çöz de Al Mıstıvali, " Sultan seccadesi, "Asmam Çardaktan", "Cemile'min Gezdiği Dağlar Meşeli", "Osmanım'ın Mendili", "Evlerinin Önü Bulgur Kazanı", "Şu Dağlar Tepe Tepe" gibi türküleriyle tanınıyordu.

Teatral yeteneği, yöresel icra tekniği, vokal yorumu ve "yaren" adını verdiği üçlü sazı ile Türk Halk Müziğinde bir ekol oluşturdu. Bağlamanın yanısıra cura ve "şelpe" tekniğine de çok önem vermiş, Ege yöresinde Ramazan Güngör'den Hamit Çine'ye kadar birçok curacı ile çalışmış, katıldığı programlarda her boydan cura çalmıştır. Yaren adlı enstrümanı ile cura, bağlama ve çöğürü bir araya getirdi.

Türküleriyle 34 yıldır gönülleri fetheden Özay Gönlüm, 2 yıl akciğerler rahatsızlığıyla yaşadı. Ankara Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Kliniği'ne tedavi amacıyla yattı. Ancak hastalığa yenik düşerek 2 Mart 2000'de sessizce hayata gözlerini yumdu. Mezarı Cebeci Asri Mezarlığındadır. Ayten Hanım'la evli ve iki kızı vardır.

30 civarında 33'lük/45'lik, 30 kadar kaset. 200 türkünün derleyicisi veya kaynak kişisi. Eski 45'likleri ve uzunçalarları birinci el piyasasında bulunmamaktadır.

En güncel derleme, Kalan Müzik tarafından 2005 yılında piyasaya sürülmüş olan ve 2 CD, 2 kaset ve kitapçıklardan oluşan "Özay Gönlüm" koleksiyonudur. Ayrıca 2001 yılında Anadolu Müzik tarafından piyasaya sürülmüş "Yaren" isimli kasedini bulmak mümkündür.

En tanınmış türküleri arasında aşağıdakiler sayılabilir:

• Elif dedim be dedim

• Evlerinin önü bulgur kazanı

• Arabaya taş koydum

• Asmam çardaktan

• Denizli'nin horozları

• Ninenin mektubu, Çil Horoz

• Çöz de al Mıstıvali

• Cemilemin gezdiği dağlar meşeli

• Tepsi tepsi fındıklar

• Sobalarında kuru da meşe yanıyor

• Karahisar kalesi

• Hatçam çıkmış gül dalına

• Dağların başındayım

• Elindedir bağlama

• Gıcır gıcır gelir yarın kağnısı

• Manisayla Bergamanın arası

• Onikidir şu Burdur'un dermeni

• Hıkkıdık duttu beni

• Evren köy

• İki keklik

• Gımıldanıver

















Dinleyeverin Gaari” Nameyle Halk Müziğinin Egeli Meddahı Üstat Özay Gönlüm

Henüz Ege bölgesi yavaş şehirleri, organik tarımı, butik işletmeleri, küçük otelleri, şirin kıyılarıyla popüler olmamıştı. Ege, o zamanlar da doğaldı, hatta bugüne göre çok daha doğal, sakin, huzurlu ve temizdi de. Ege’nin o özlenir hâli aslında ülkenin geneline de hakimdi. Dertsiz tasasız değildik yine, ne zaman dertsiz tasasız oldu ki zaten ülke. Ama yine de daha bir doğru ve dürüst gibiydi. İnsan için derler ya hani “oturmasını kalkmasını bilir” diye, ülkemiz de daha bir oturmasını kalkmasını bilir gibiydi o dönemler.

Türk insanı için hep söylenen, bizlerin de kendini bilir bir duygusallıkla hafiften gururlandığımız, misafirperverlik, sıcaklık, yardımseverlik, gibi kavramların sözde değil özde yaşandığı dönemlerdi.

Ülke ikiye, üçe, dörde, beşe bölünmüş değil, yolda gördüğüne nefretle bakar değildi. Ortak değerler hâlâ ortak gibiydi. En azından milli takımın maçlarına herkes sevinir, belirli günler ve haftalarda birlikte coşar, gururlanırdı.

İşte o günlerin ruhunu tam olarak benliğinde biriktirmiş bir güzel insandı Özay Gönlüm. Anadolu’nun kültürel zenginliğini, Ege güneşi gibi ışıldayan yüzünde toplamıştı. “Ağzımda bal gibi tatlı bir türkü” dizelerinde geçen o türkünün ozanı gibiydi Özay Gönlüm. Adı gibi, ay gönüllü, “gocuman” bir sesti.

Bugün ülkenin batısı Anadolu’ya çomar diyor, Anadolu batıya hain gözüyle bakıyor, iki taraf oturup aynı türküyü dinleyip, aynı filme gülemiyor bile. Olsun varsın, Özay Gönlüm’ü çıkartmış toprakta hiç umut kesilir mi? Onun benzersiz özelliklerini, hem kendi dilimizden hem de kendi Denizlili ağzından listeleyelin dedik. Okuyuverin gaari.

Denizli Erkek Sanat Enstitüsü’nde fark edilmeye başlanmıştı bile. Henüz 16 yaşındaydı ve Türk folklorünün en önemli isimlerinden Muzaffer Sarısözen ile tanışmak üzereydi. Sarısözen de onun gibi bir Anadolu çocuğuydu. Sivas doğumlu Muzaffer Sarısözen, Sivas Valiliği tarafından müzik öğrenimi görmesi için İstanbul Belediye Konservatuvarına gönderilmiş, sonrasında Sivas’a dönerek öğretmenlik yapmış, Türk müziğine yaptığı katkılar göz önüne alınarak sonradan Ankara Devlet Konservatuvarı folklor arşivine atanmıştı.

Özay Gönlüm’ün ülkenin, türkü ve oyun havalarına gönül vermiş en önemli ismiyle tanışması hayatındaki önemli basamaklarında oldu. O da tıpkı Sarısözen gibi, hayatının kalanını Türk ezgilerine ve renkli yöresel kültürlere adayacaktı.

200 türkünün derleyicisi veya kaynak kişisi olarak bir yetenek abidesi

Özellikle, “Denizli’nin Horozları” (Çil Horoz), Çöz de Al Mustafa Ali, “Sultan seccadesi, Asmam Çardaktan, Cemile’min Gezdiği Dağlar Meşeli, Osmanım’ın Mendili, Adım adım Denizli’nin yolları, Şu Dağlar Tepe Tepe gibi türküleriyle biliniyordu.

Sadece bir müzik insanı değil, karşısındakini sanatının çok yönlülüğüyle büyüleyen alçakgönüllü bir üstattı

Anadolu’da belki binlerce yıldır varlığını sürdüren, hikaye ve söylenceleri kuşaklara aktaran anlatıcı geleneği Özay Gönlüm’ün dilinden başka bir güzel damlıyordı.

Türkülerin arasına girer, izleyiciyle direkt ilişki kurar, hem meddahlığını yapar, hem müziğine devam ederdiÇalan söyleyen, güldüren, heyecanlandıran, sonra yeniden çalan söyleyen, gülen gözleriyle içimizi ısıstan, gerçek tek kişilik dev kadroydu Özay Gönlüm.

TRT’nin takım elbiseli resmiyeti içinde hem usulüne uygun türkülerini söyler, hem de araya kattığı mektuplarla Anadolu’nun yüce gönüllülüğünü resmederdi.

Türkü seveninden sevmeyenine, televizyon izlemek isteyeninden istemeyenine herkesi ekrana kilitlerdi

İnanılmaz etki gücüyle küsleri bile yan yana oturtur, ekrandan anlattıklarıyla birlikte gülmelerine vesile olurdu. O ekrandayken kimse televizyonun önünden kalkıp gitmez, farzı misal musikiden hoşlanmayan evin huysuz ihtiyarı bile televizyona, radyoya kulak kabartırdı.

Yaş da fark etmezdi, çocuklar, anneler babalar… Özay Gönlüm’e herkes bayılırdı

Başka hiçbir şeye benzemeyen sazıyla çocuk aklımızı yerinden oynatırdı Özay Gönlüm. Sazının adı “Yaren”di. Cura, bağlama ve çöğürü tek bir sazda birleştirdiği kendi tasarımı bir müzik aletiydi elindeki. Karakterinden yansıyan bol ahenkli renkler, tek bir saza sığmamış, çareyi yeni bir keşif yapmakta bulmuş gibiydi. Bu kimselere benzemeyen adam, çocuk zihinler için büyülendikleri bir kahramandı. Düşünsenize bir kahraman ki halk müziği sanatçısı!



Halk üzerindeki bu etkisi dönemin “kamu spotlarına” da yansıdı

Gönlüm’ün “Çöz de Al Mustafa Ali” türküsü 80’lerin meşhur KDV reklamlarına uyarlanmıştı. Tüm karakterlerini Gönlüm’ün oynadığı reklam bir dönemin sloganıydı.

2000 yılında aramızdan ayrılan Özay Gönlüm’ü bir de o eşsiz şivesiyle Hey Dergisi’ne verdiği röportajından dinleyelim

“Üç yaşında ağız mızıkasına başlamıştım. Denizgli’de oluveriyo.. Benim bubam çandırma assubayı idi, accık gezdik kısım kısım ama. Şinci üç yaşındayken, dört yaşında, anam mızıgamı dutmuş, sandıga goyuvemiş”

…Derken gaari, 11 yaşında ortaokulda mandoline başlayıvedim

Sona, iki, üç yıl aççık da keman deyolar, onu da çalıvedim. Birkaç deneme metod bitidim. Kulakları çınlasın, İsmail Acar adlı öğretmenimin. O benlen çok uğraştıydı. Bi noktada sevemedim onları. Bizim evin yanında bir hüseyin ağabeyim vardı, pabuşçu… Onlara gittiydik bigün… Onlarda bi dene saz asılıydı, duvarda. Aldım elime, çalıveedik şööle.. Kulağım aççık dolgun ya, bi türkü çağırıverir gibi oluvemişim.

…’Hüseyin dayı, sen bunu satan mı?’ dedim

‘5 lire ver, senin ossun’ dedi. Yıl 1953 filan. Ve getidim, çaldım onu duumadan.. 12 saat duumadan, çalıp çığırdım. Öylesine seviyodum ki… 1962 yılında eskerden geldim. Ama 1957’de gelmiştim Ankara’ya… Rahmetli Muzaffer Sarısözen’den büyük ruh almıştım. 1967 yılında Ankara Radyosu bir sınav açdı, dediler. Anonslar oluyodu. Kurs sonunda sanatçı yapceklermiş.

…250 lirayla Ankara’da netcez a’kideş? Ben gimiyom dedim

Bi akadaşım vardı ‘sen kendini ne sanıyon len’ didi. O zaman kööleden neleden neleden gelenle narasın. Giidik sınava. Zeybek çığırttılaa. Eh, efelik var ya serde ‘Tüküsünü de çığırem mi’ dedim. ‘Çığır’ dedile. Meğe, benim sesim vamış da, benim haberim yokmuş. Piyonodan bi sesler verdi birisi. Meğer, benim sesimin bir iyi tınısı da varmış.. Tuttular kazandın dediler. Emme yarım saat kaldım orda. İkinci, üçüncü sınava lüzümat görmemişler. Sonra girdik büyük kurula. orda kocaman teelettiler *gaari. üç dene peşkir * eskittim siline siline. şimdi dayılarımın, amcalarımın, teyzelerimden bi türkü duydum mu çıkarıveriyom notasını hemencecik. Asmam çardaktan vamış sizin listede.

Şincik herkes okuyo ya gaari… Bizim Denizli’nin horozlarına yakıvemişler onu.

…Size isterseniz onu deyiverem ha

“Eee… İşte böyle deyiverip gidiyoz gaari. Benim içimden rahatsız olduğum bazı şeyler va. Sen onları bi yol, yazıve gazivetene. Şincik halk müziğinde besteler yapıyoolaa. Halkın bağrından çıkma bir ezgi ile oturup buda bi a’kideş dattiri duttiri çığırıyoo… Olmaaaz. Yüzlerce, binlerce kişi dolaşalım tüm Anadolu’yu. Ben şimdiye kadar 300 dolaştım. Bi de ulusal Türk müziği yaratılmasından yanayım. Sen bunu da yazıve gazıviteye, gocuman gocuman. Sadece bağlama çalınsın demiyom. Bak Fikret Kızılok mu ne vaa. ‘Sööle sazım’ diyo.. Hepsi öyle olsa.. Ezgileri, kendi formları içinde bırakaraktan ama.”













Ninenin Mektubu

Amanın yavrım,Özay Gönlüm

Ben öyle duyuyom, o gocuman memleketlerde cicili bicili, boyalı moyalı, şıngırdak fıngırdak, kirpikleri takma, saçları sokma, onlan bunlan düşüp kalkma, gözleri elde, etekleri belde, artanı da yerde, sıska mıska, şıbıldak gibi bazı, çirkin mirkin hanımlar, gızlar oluveriyormuş… Amanın onlara tutuluveren de, yanıveren de deme yavrım. Alceen gızın soyu sopu belli, saçı sırma telli, eline el değmemiş, kötü süt emmemiş, sevisi derinde, eti butu yerinde olmalı. Dizine otutturuverdin mi kucağın dolmalı, domuz hem evlenince pazara kadar değil, mezara kadar varmalı. Ee hanım dediğini de alaya kattın mı, koluna taktın mı yakışmalı, duvara attın mı yapışmalı. Bu sözlerimi eyi dinle bakem, bi kulağından sok da öte kulağını tıka, çıkıvermesin len. Senin nazlı Eminen ne güne duruyo?

Geçenlerde ekmek ediyodum. Açcık hamurum kaldıydı. Emine gelivedi. "Koley gelsin ninem" deye artanını da o edivedi sağolsun. Maşallah bi olmuş hopur hopur. Dilim dağı taşı gırkbin kere maşallah… Amanın, artanını da o ediverdikten sonra iki süpürgü çalıvedi avluya, malların altlarını kürüyüvedi.

Ben de ah benim ak topanım, gövercinim, kalem kaşlım, nazlı gülüm, mor zümbülüm, al bürgülüm, bol görgülüm, naha Alah seni allı başlı gelinler edivesin, muradına er, gonca güller der, naha evlerine sarı sarı buğdeyler yağıvesin deye dualar edivedim. Giderken de senin hesabiyetine şööle "e gelinim olmecen mi len?"… Sarmeştim de iki yaneceğinden şappudu şuppudu öpüvediydim. Amanin misler gibi kokuyo len. Ee öpmek filan deyince o gül yüzün gülüyo de mi? Seni gavurun piçi seni! Emi güzel yavrım, yokluğun köz oluyo yüreğimde.

Dün akşamüstü kırmızı fistanımı geydim de şööle cami duvarına doğru yukarı çıkıyodum. Elimi ardıma kodum. Bizim Zartlak Osman pencereyi açmış, bende şööle oturdum. Bi de iradyoyu sonuna kadar açtıttırmış da havaları dinliyon deyyodum. Beni görüvedi, "ninee!" dedi. "Eeey!" dedim. "Gel de bi açcık oynayıvee" dedi. "Beni mi deyyon ay oğlum" dedim. "Heee" dedi. "Uleen" dedim, "benden geçti gari a yavrim. Sen o karını, Gıygıdı İbram'ın gızını bi cıscıbıldak soy, köyün delikanlılarını ünle, onların garşısında böyle şakkıdı şukkudu bi oynatıve!". İyi dememiş miyim len? Sen olmayınca yokluğun köz oluyo yüreciğimde. Gel gari yavrım. Yollara bakıttırma, gözümüzden yaş akıttırma. Gel gari yavrım, gel gari! He hey…

Çözde Al

Çoban Mustafanın bir düğünde karısı oynayamadığı için düğün ertesi başka bir düğün kurduruşunu anlatan Özay Gönlüm eseridir.

1991'de Çamlık açık hava tiyatrosu'ndaki halk konserinde Özay Gönlüm bu türküyü seslendirir. Başında da ninemizin ağzından hikayesini bir güzel anlatir. O süper denizli şivesinin decode edilmiş hali de aşağı yukarı şu şekildedir.

Amanın yavrııııım! Bizim koyün cobanı Mıstıfaali goyunları guzuları güdüveemeyo gari. Zebebi de geçenleede Iraz gızın gına gecesinde gadınlaa toplandılaa çengile çalgılaa başladıla çalıp çığırışmıya. Tam sıra çoban Mıstıfaalinin garısı Aaşeye gee'diydi, ooyniive'cem deye gaalgıveediydi çengilee de çalgılaa da susuveemesin mi le... Gadınccaz oortalıkta sibeek gibi galıgaadı...

Aalıye aalıye eve geelmiş, "ben çoban garısıyısam insan değil miyim Mustufaaliim" demiş. Mustufaali'nin de gafası bi gızmıış, iertesi gün bizim kööylülere: "goyunları guzuları güdüveemecem, kiim güde'se gütsün çoban bulun kendinize" demiş. köyün büyükleri hep ayağına geldilee, "emret mustufaali, ne istiyosan yerine getirelim, irezil etme goyunları guzuları" dedilee.


Purchase this book or download sample versions for your ebook reader.
(Pages 1-14 show above.)